sohbet
radyo dinleKulaklığını tak müziğin tadına var!
facebook twitter youtube instagram linkedin pinterest rss

Yeşilçam’ın usta oyuncusu Cüneyt Arkın’dan özel anılar

Yeşilçam’ın usta oyuncusu Cüneyt Arkın’dan özel anılar
duyarlı resimler

Yeşilçam’ın ustası Cüneyt Arkın, kalbinin durması sonucu 84 yaşında hayata veda etti. Ölümüyle tüm Türkiye’yi yasa boğan Arkın, sosyal medya hesabından sık sık özel hayatına ve kariyerine dair anılar paylaşıyordu. Film çekimleri esnasında Türkan Şoray’ın gözlerine bakamadığını ve sonunda pes edip “Ölürsem öleyim” dediğini belirten usta oyuncunun en özel anıları sizlerle…

İstanbul’da kaldırıldığı hastanede kalbinin durması sonucu 84 yaşında yaşamını yitiren Yeşilçam’ın usta oyuncusu Cüneyt Arkın, sosyal medya hesabından hayatından kesitler paylaşıyordu. İşte Arkın’ın kariyerinden ve özel hayatından paylaştığı anılar…”11 saatlik ameliyatın ardından Ölüm ve Hayatı Dev boyutta, uçsuz bucaksız büyüklükte madeni bir levha. Sonsuzluğun içinde duruyor. Dayanılmaz soğuk. Levhanın dibinde zor görünen minnacık Cüneyt Arkın dehşetli üşüyor.Zaten varla yok arası. Ameliyat süresince bu resim gözlerimin önünden gitmedi. Önce bel emarı çektirdim. Çünkü bel omurlarım oldukça kötüydü. Ancak ağrı sızım yoktu. Doktorlar bel emarında gördüklerine dayanarak oraya yoğunlaştılar. Ünlü bir hastanenin ünlü bir fizyoterapistiydi. Ameliyatta olunmaz bu böyle sürüp gider, bazı bacak hareketleriyle rahatlarsın’ dedi. Bir beyin cerrahı fikir beyan edemedi. Birkaç doktordan daha medet umduk. Yanlış yerlerde care arıyorduk. Ama gittikçe kötüleşiyordum. Geceleri ayak bileklerimden başlayan ağrı uyluklarıma kadar dayanılmaz bir hal alıyordu. Ağrı dindirici etkisiz kalıyordu. Sabaha kadar çığlık atıyor, haykırıyordum.””Anam Benim. On yıla yakın bir süre birbirleriyle görüşmemişler. Bir televizyon programı onlara bir sürpriz yaptı. Kavuştular. Ana, oğul. Birbirlerine öyle bir sarıldılar ki… Baştan aşağı, hasret, sevgi, duygu oldular. Öpüştüler, koklaştılar. Birbirlerinin göğsüne bağrına sığındılar. Sımsıcak, tek vücut oldular. Yıllardır içinde biriken acı birden yakıcı bir hal aldı. Garibim anam gözlerimin önüne geldi. Elleri çalışmaktan nasırlıydı. Kınayla kapatmaya çalışırdı. Yeşilimsi gözlerinde derin bir hüzün vardı. Genç kızlığını, gelinliğini, hatta analığını yaşayamamıştı. Bozkır güneşi yüzünü yakmış. Çizgiler derinleşmişti. Geceleri uykusunda inlerdi. Belli ki vücudunda acılar vardı. Hep aynı şeyleri giyerdi. Ona yeni bir elbise aldım. O kadar çok ağladı ki. Çok ağladı. Sevinmesini bilmediğinden. Garip anam hayatı boyunca gerçekten sahiden bir kere olsun sevinmemişti. Ah yaşasaydı. Yaşasaydı da, sabah, öğle, akşam elleri, ayaklarını öpseydim. Başımı dertli göğsünde dinlendirseydim. Anama dünyayı vermeye hazırdım.””Biz Yeşilçam’da büyük bir aileydik. Aile gibi olduğumuz için o filmler güzel oldu. Sabah sete gelir, hepimiz kucaklaşır, birinin yüzü gülmüyorsa, bir derdi varsa hemen çözmeye çalışırdık. Oyuncularla hep dostluğumuz oldu. Asla birbirimizi rakip olarak görmedik. Aklımıza bile gelmedi. Bir gün bile benim aklıma herhangi bir oyuncuyla rakip olduğum gelmedi. Nerde görsek birbirimize, öyle büyük sevgi ve saygıyla sarılırdık. Biz sinemanın büyük ve güzel günlerini, güzel insanlarla birlikte yaşadık.””Hedefim doktor olmaktı. 1958 yılında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanıp, İstanbul’a geldim. Yorganımla, yatağımla ve tahta valizimle. Haydarpaşa’dan, tıpkı ilk filmim ‘Gurbet Kuşları’ndaki gibi. Meğer o ilk gelişim, sinemadaki ilk rolümün de provasıymış…””Sevgili Dostlarım. Günlerdir instagram, facebook, twitter ve mail adreslerime bana yazdıklarınız o vefalı, sımsıcak, içten,sevgi, saygı dolu yazılarınızı okuyorum. Zenginleşiyorum güzelleşiyorum. Karmakarışık, anlamsız, derme çatma, günler yaşıyoruz. Dünya çıldırmış. İnsanı insan yapan ne varsa; sevgi, vefa, dostluk, aşk, iyilik, vicdan, merhamet, hepsine acımasızca saldırıyorlar. Dünyamızda özgürlükler can çekişiyor. Tabiat çırılçıplak, sırt üstü düşmüş, yaralarından kan akıyor. akbabalar etlerini parçalıyor. insanlar üstünde tepiniyor. Benim güzelim gençler umutsuzluk içinde , yarınsız alkol, uyuşturucu belasıyla boğuşuyor. Her gün onların hayallerini öldürüyoruz. İşte bunları can alıcı, bir şekilde yaşıyorum. Kederliyim, acı çekiyorum. Ancak hesaplarıma yazılanları okuyunca umutlarım yeniden yeşeriyor. kendimi iyi hissediyorum.””Hiç kaza yaşadınız mı setlerde diye sormuş gençler. Ufak tefek bir şeyler oldu anlatayım birini sanırım adalet filmi çekimiydi balkonda çekmemiz gereken tehlikeli bir sahne var. Balkonun duvarına çıktım sahne başladı bir anda ayağım kayıp aşağı düşerken korkuluklara tutunduğum an böyle yansımış kameraya””Babam, beni memleket diye severdi. Bozkıra ait ne varsa gözlerindeydi. Yüzü baştan aşağı Anadolu. Elleri kocaman nasırlı. Mevsimleri giyerdi. Köy ekmeği, yeşil soğan yerdi. Beni ‘Memleketim’ diye severdi. Dağını, taşını, toprağını, çiçeğini, böceğini, koyununu, kuzusunu, gecesini, yıldızlarını, yağmurlarını, halkını çok seviyorum bu ‘memleketin’ derdi. ‘Hala doyamadım onlara’. ‘Memleketime doyamadım.’ ‘Nasıl bırakıp giderim onları’ Oysa ölümden korkmazdı. Kurtuluş Savaşı gazisiydi. Birkaç kere yaralanmıştı. Vücudu şarapnel parçalarıyla doluydu. Ama biz vatan için dövüştük, her şey vatan için… diye övünmezdi. İstiklal Savaşı madalyası vardı. Ama takmazdı. ‘Övünmek olur’ diye. Kanlı boğuşmada yüzlerce arkadaşı toprağa düşmüş, şehit olmuşlardı. Dönüp onlara bakamamıştı bile. Hemen önünde düşman ateş kustuğundan… Bir bu silah arkadaşlarını anardı.Sessiz, minnet, şükranla. Ancak ateşi çok yükselip yatağa düştüğünde sayıklardı. ‘Az kaldı arkadaşlar, ileri…’ Öldü. Çok oldu. Hala sesini duyuyorum. ‘Az kaldı oğlum, ileri…””Sakın Türkan’ın Gözlerine Bakma, Ölürsün dediler. Türkan’la ilk filmimi çekerken “Sakın gözlerine bakma ölürsün” dediler. Kim gencecik yaşta ölmek ister ki? Karşılıklı ilk sahnemizde bu lafı çıkaramıyorum aklımdan. Kulaklarına, alnına, çenesine falan bakıyordum hep repliklerimi söylerken. Türkan nezaketten susuyor ama ben bir türlü istenen oyunculuğu veremiyordum. Sonunda “Ölürsem öleyim” diye isyan ettim ve baktım gözlerine. Gözler göz değil gözistandı, memleket türküsüydü. Türkan o kadar alçakgönüllüdür ki, çocuk gibi darılır, çocuk gibi sevinir. Çok büyük aşk filmleri çektik birlikte. Genç kadınlar, delikanlılar özel hayatlarında bizim gibi sevip, bizim gibi aşık oluyorlardı…””Filmde ben yoksul bir gençtim. Gönül Yazar zengin bir kızı oynuyordu. Kırmızı, spor, üstü açık bir arabası vardı. Film çekimleri dışında beni yanına oturtur, gezerdik. Sinema oyunculuğuna yeni başlamıştım. Aldığım üç beş kuruşla, borçlarımı kapattığımdan, aslında filmde olduğum gibi hayatta da yoksuldum.Genç, güzel, şöhretli bir kadın yanımda kırmızı spor araba altımda bir hayali yaşıyordum.Tahta kulübenin önünde Gönül Yazar’la bir sahnemiz vardı.””O, an aylarca süren bostan bekçiliğinde yaşadığım korkunç, yalnızlık, dost köpeklerim, vefalı sıpam, asla genç kızlıklarını yaşayamayan ablalarım, elleri nasırlı anam, kamburu çıkmış babam. Açlıklarımız, toprağı kazıp çıkardığımız acı köklerle karnımızı doyurmaya çalışmalarımız, cehalet, yoksulluk, çaresizlik, açlık işte bunları tek tek yaşayarak konuşmaya başladım.”

4
Cevap bırakın