sohbet
radyo dinleKulaklığını tak müziğin tadına var!
facebook twitter youtube instagram linkedin pinterest rss

Esra Gezginci İstanbul’un sırlarına kapı aralıyor: Dolmabahçe Sarayı’nın bilinmeyenleri

Esra Gezginci İstanbul’un sırlarına kapı aralıyor: Dolmabahçe Sarayı’nın bilinmeyenleri

Sohbet Girişi

 
 

Esra Gezginci, İstanbul’un geçmişten günümüze uzayan esrarengiz hikayesini araştırmak için bu hafta, Dolmabahçe Sarayı’nı mercek altına aldı.

Osmanlı döneminin simge yapılarından Dolmabahçe Sarayı her yıl yerli yabancı çok sayıda turist tarafından ziyaret ediliyor.
Tarihi kadar mimarisi ve konumuyla da dikkat çeken saray, modern Türkiye’nin kuruluşu ve Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı’nda son günlerini geçirdiği oda da hala aynı şekilde muhafaza ediliyor.
Sarayın inşası, konumu ve yapılış hikayesini, Milli Saraylar Başkanlığı Müzecilik ve Tanıtım Dairesi Başkanı Güller Karahüseyin, Esra Gezginci’ye anlattı.Eskiden birçok şehirde saatler vardı ve bu saatler o şehrin sembolüydü. Mimarlar projelerine saat de koyardı ve o saat en önemli yapı olurdu. Sarayın dışında yer alan Dolmabahçe Saat Kulesi de şehrin önemli simgeleri arasında yer alıyor.
2. Abdülhamit Han tarafından yaptırılan saat kulesi, Bezm-i Alem Valide Sultan Camii ile Dolmabahçe Sarayı’nın Saltanat Kapısı arasında yer alıyor.
Kulenin içinden daha önce birkaç fotoğraf karesi yansımıştı. O saat kulesinin içi ilk kez görüntülendi. Kule, kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçti ve hemen her şey aslına sadık kalınarak yenilendi, bakımı yapıldı.
Mimari tasarımını saray mimarı Sarkis Balyan’ın yaptığı, neobarok ve ampir tarzda inşa edilen 27 metre yüksekliğindeki 4 katlı saat kulesinin merdiven sahanlıklarının zemini, renkli taşlarla, geometrik şekiller verilerek inşa edildi.Kulenin her kenarında altışar basamaklı merdiven ve köşelerde iki katlı birer fıskiye bulunuyor. Zemin kat cephelerinin üçünde pencere, diğerinde ise kapı bulunuyor ve her yüzeyde kemer, kavislerin içinde barometre yer alıyor.
Kapı ve pencerelerin iki yanında çifte sütunlar bu katı süslüyor. Birinci kat cepheleri çok süslü olan saat kulesinin deniz ve kara tarafındaki cephelerde Sultan 2. Abdülhamid’in tuğrası bulunuyor.
İkinci katı birinci kata göre daha sade bir görünüm taşıyan kulenin üçüncü katında parmaklıklı balkonla geçiş yer alıyor. Kulenin her bir cephesinde bulunan Fransız imalatı saatlerden deniz tarafındaki ayrı kurulurken, diğer üçü birlikte kuruluyor.
Saatçibaşı Johann Meyer tarafından takılan Paul Garnier markalı saat 1979’da kısmen elektronik sisteme çevrildi ve çalışmaya devam ediyor.Dalmabahçe Sarayı adını nereden alır, neden bu alana yapıldı? Milli Saraylar Başkanlığı Müzecilik ve Tanıtım Dairesi Başkanı Güller Karahüseyin, sarayın inşası, konumu ve yapılış hikayesini anlatmak için ‘batı’ örneğini veriyor.
“Dolmabahçe Sarayı’nın bulunduğu Beşiktaş sahil bölgesi, geçmişte Boğaziçi’nin koylarından biri olarak gemicilik faaliyetlerine sahne olmuş bir alandı. O zamanlar bölge, 16. yüzyılda doldurulmasıyla beraber ‘dolmabahçe’ adını aldı. Ama Osmanlı’nın tabii resmi ikametgâh yeri Topkapı Sarayı’ydı, ancak “dolmabahçe” bölgesi de giderek tercih edilen ziyaret yerlerinden biri olmuş, padişaha ve hanedana ait hasbahçe olarak kullanılmaya başlanmıştı.19. yüzyıla kadar bu hasbahçe üzerinde inşa edilen köşk ve kasırlar topluluğuna ‘Beşiktaş Sahil Sarayı’ adı verilmişti. 19. yüzyılda ise, çağın yenilenme ve modernleşme rüzgârının etkisi Osmanlı’nın kültürüne, yönetimine yansıdığı kadar saraylarına da yansımaktaydı. Bu yenileşme rüzgârının ortaya çıkardığı en görkemli eser ise bugün İstanbul’un en büyük üçüncü saray yapısı olma ünvanına da sahip olan Dolmabahçe Sarayı’dır.”İnşasında hem Avrupa’dan hem Osmanlı’dan usta mimarların görev aldığı saray, bahçeleri, dış cephe süslemeleri ve iç dekorasyonuyla her bir noktasında ihtişamın ve estetiğin farklı bir güzelliğini ortaya seriyor.
Saltanat kapısından girildiğinde ziyaretçilerin karşısına hasbahçe çıkıyor. Hasbahçe adından da anlaşıldığı üzere saltanat makamına ait özel bir bahçe. Bahçenin içindeki kuğulu havuz sadece güzelliğiyle meşhur değil, bilinmeyen bir işlevi daha var.Sarayda çıkması muhtemel yangınlarda, havuzdaki suyun özel hortumlarla kullanılması da planlanmış ve mermer aslan heykelleri. 1860’lı yıllarda Sultan Abdülaziz dönemine ait bu heykeller Fransa’da, Osmanlı Sarayı için özel olarak imal edilmiş. Bu büyük miras 3 bölümden oluşuyor. 
Padişahın kendisinin ve ailesinin yaşadığı Harem-i Hümayun, Sarayın yönetim merkezi olan Mabeyn-i Hümayun ve tören anlamına gelen Muayede Salonu. Ziyaretçiler saraya Medhal Salonu’ndan giriyor, her akşam bu kapı mühürleniyor, tutanak tutuluyor ve her sabah görevliler tarafından kontrol edildikten sonra açılıyor. Padişahın da giriş ve çıkış için kullandığı bu salon ve odalar önemli olayların yaşandığı bir mekan.Dolmabahçe Sarayı da diğer Osmanlı sarayları gibi bölümlere ayrılmış, her bölümün kendine ait bir özelliği var, nedir bunlar?
Haremlik yani Harem-i Hümayun, Osmanlı Sarayları’nda Harem, hükümdarın makamı olan Mabeyn-i Hümayun’a bağlı, kendi içinde hiyerarşisi olan bir birimdi. Çoğu kez sarayda yaşayan sadece kadınlara özel bir bölüm olduğu sanılsa da bu doğru değil.
Harem-i Hümayun, padişahın kendisi, ailesi ve onlara bağlı çalışan hizmet sınıfının yani cariyelerin yaşadıkları bölümü ifade eder. Bu alan için kullanılan doğru tabirlerden biri de ‘mutluluk yuvası’ anlamına gelen Darüssaade’dir fakat ‘Harem’ ifadesinin kullanımı daha yaygın ve yerleşik olmuştur. 
Selamlık anlamına gelen  Mabeyn-i Hümayun, Sarayın yönetim merkezi olarak kullanılan bölüme bu isim veriliyor. Kabul ve toplantı gibi etkinliklerin düzenlendiği selamlık, sarayın en görkemli yönünü yansıtıyor.
Tören Salonu ilk adıyla söylemek gerekirse Muayede Salonu, 750 ışıkla aydınlanan ve dört buçuk ton ağırlığındaki avize ile ziyaretçileri en çok ilgi gösterdiği tören salonu, merasim, balo gibi etkinliklerin yapıldığı yerdi.Dolmabahçe Sarayı’nın orta katından üst kata, kristal mervidenlerden geçerek çıkılıyor. Bu merdivenlerin korkulukları İngiliz kristalinden yapılmış. Bu nedenle merdivenlerin adı kristal merdivenler ama bir adı daha var. Protokol merdivenleri. “Mabeyn bölümünün merkezinde konumlanan ve Protokol Merdivenleri olarak da anılan Kristal Merdivenler, protokol katını saltanat katına bağlıyor. Hizmet katı ile devlet katı arasındaki geçişi sağlayan, Süfera ve Zülvecheyn salonlarına ulaşan Kristal Merdivenler, ismini tırabzanlarından alıyor. Kesme kristalden yapılmış tırabzan korkulukları, dönemin en ileri teknolojilerinden biriyle üretilmiş. Bir inovasyon ürünü olan bu merdivenler, teknolojik anlamda ileri oldukları gibi estetik olarak da ince bir çalışmanın ürünüdür. Barok üslubun izlerini taşıyan kıvrımları, ortasındaki geniş avizesi ve gün ışığını içeriye alan cam tonozuyla Kristal Merdivenler bölümü, Dolmabahçe Sarayı’nın kuşkusuz en görkemli kısımlarından biridir.”“Sadece merdivenler değil, etrafında da ince bir işçilik var. Süfera Salonu’nun kapıları önünde bulunan fildişi ve gümüş şamdanlar buna örnek. Londra’da üretilmiş bu eserler, Hicaz Valisi Ahmet Ratıb Paşa tarafından II. Abdülhamid’e cülusunun 25. yıldönümünde hediye olarak verilmiş. Ayrıca bu salonun girişinde büyük boyutlarda imal edilmiş mavi-beyaz uzakdoğu vazoları bulunuyor.”Dolmabahçe Sarayı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul’daki ilk hitabını yaptığı, hayata gözlerini yumduğu ve cenaze töreninin yapıldığı yer olması dolayısıyla büyük önem taşıyor. Güller Karahüseyin, ziyaretçiler için 71 numaralı odayı şöyle anlattı: “Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu odayı ziyaret etmek isteyen yerli ve yabancı ziyaretçiler, Hasbahçe’den geçerek sarayın 2. Binek Salonu’na ulaşacak. Halife Merdivenleri ile bir kat yukarı çıkacak ve böylece Mavi Salon’a giriş yapacak. Daha sonra Atatürk’ün çalışma odası, hayata gözlerini yumduğu oda ziyaret edilebilir”.
Odada yer alan hemen her şey orijinalliğini koruduğunu söyleyen karahüseyin, Atatürk’ün odasındaki eşyaları da anlattı.
“71 numaralı oda olarak bilinen Atatürk’ün vefat ettiği odadaki yatak üzerinde bulunan, ipek atlas üzerine dival ile işlenen Türk bayrağı, Olgunlaşma Enstitüsü tarafından Dolmabahçe Sarayı’na hediye edildi. Yine odadaki saat, Atatürk’e çocukluk arkadaşı olan Nuri Conker’in hediyesiydi. Yatağın tam karşısında bulunan ve Atatürk’ün en sevdiği tablo olarak bilinen “Dört Mevsim”, dönemin Moskova Büyükelçisi Zekai Apaydın tarafından yapılarak Atatürk’e armağan edilmişti.”Yatak odasının hemen yanında bulunan ve Atatürk’ün çalışmalar yaptığı oda da, padişahlar tarafından kullanılmıştı. Padişahların odayı kullanmadığı zamanlarda hazinedar kalfalar bu odada hünkâr dairesinin güvenliğini sağlamak amacıyla nöbet tuttukları için bu odaya ‘Nöbet Odası’ da deniliyor. Atatürk’ün devlet meselelerine yoğunlaştığı bu odada İngiliz Sheraton tarzı bir çalışma masası ve Hereke yapımı özel perdeler ziyaretçilerin dikkatini çekiyor.Atatürk’ün vefat ettiği odanın tam karşısında bulunan banyo ise Ulu Önder’in hastalığı zamanında kullandığı banyo olarak biliniyor.
Sarayın kullanılmaya başlandığı ilk zamanlar Sultan Reşad tarafından yaptırılan banyo, 1923 yılında Halife Abdülmecid Efendi tarafından Bauhaus tarzından yenilendi.
Osmanlı padişahları tarafından yine lavabo ve tuvalet olarak kullanılan banyo, aynı zamanda Harem bölümündeki hamama geçişi sağlıyordu.
Banyo girişinde bulunan dolapta ise Atatürk’ün hastalığı zamanında tedavisi için kullanılan ilaçların bir kısmı bugün hala görülebiliyor.

54
Cevap bırakın